Ne zaman birilerinin hatalarını bulsak, ortaya çıkartsak, haber yapsak, köşe yazısı yazsak ertesi gün patronum aranıyor. ‘Ya Şevket Bey neden böyle bir şey yaptınız’ deniyor. Birde ellerinde şu koz var. Bize olan aboneliğinizi iptal ediyoruz.
Şimdi içimden geçenleri bütün samimiyetimle yazmak istiyorum; “Gazetecilik sadece insanları övmek, onurlandırmak değil. Yanlışa yanlış doğruya doğru demektir. Ben böyle biliyorum. Hocalarımdan da büyüklerimden de böyle öğrendim. Şimdi ismi lazım değil. Bir oda hakkında geçtiğimiz gün bir haber yaptım. Haber gazete de çıktı bütün abonelerimizde bu haberi okudu. Sanırım bu haberde birilerinin kuyruğuna basıldı ki hemen bana ve gazetemize karşı bir tepki alındı. Alınsın oda önemli değil. Zaten eş ve dost böyle kötü günlerde belli olurmuş. İyide kardeşim, biz sizi her zaman övmek, pohpohlamak zorunda değiliz ki, asıl hatanız varsa yazmak zorundayız. Bu haberden sonra duydum ki, gazetemizin 2010 yılı aboneliğini iptal etmişler. Bu olaydan sonra patronum Şevket Karahan beni aradı ve ‘Ağabeyciğim haberinden ötürü tebrik ediyorum. Her zaman böyle dik ve onurlu ol. Kalemini satma. Hele bu kalemi para karşılığı hiç ama hiç satma dedi’ Şimdi ben de yazıyorum. ‘Ne oldu. Patronum beni işten mi çıkardı? Ya da siz aboneliğimizi iptal edince biz iflas mı ettik? Bilakis ben şahsımla gurur duydum. Dedim ki kendi kendime, demek ki öyle bir haber yapmışsın ki, akşamın bir saati odanın yönetim kurulu toplandı ve gazetemizi konuştu’
Son olarak internette okuduğum bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum; “Çok mu zor ya da yanlış bir şey mi eleştirmek? İnsanlara yanlışlarını göstermek, söylemek ya da hataların şunlar, kendine çeki düzen ver demek. Neden hiç iyi karşılanmıyor? Neden eleştirmenler hiç sevilmez, sanırım anlıyorum şimdi. İnsan eleştirilmeyi hazmedemiyor. Yanlışlarının açığa çıkmasını istemiyor. Yanlış olduğunu bile bile gurur yapıp eleştiri kabul etmiyor. Bazen de eleştiri yapanı suçluyor, üzüyor. Bu bazen arkadaşı, sevdiği, dostu olduğu halde…”